TALANA BEŞ KALA: Tabiatı ve Biyoçeşitliliği “Koruma” Kanunu Tasarısı

banner

Meclis’in gündeminde yer alan ve çok kısa bir süre içinde Genel Kurul’a gelmesi beklenen “Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı” şu andaki haliyle bir koruma kanunu değil adeta bir talan kanunu. Esasında son derece gerekli olan bu koruma kanununun çalışmaları, son derece iyi niyetlerle Sosyal Toplum Kuruluşları ve konunun uzmanlarının da görüşleri dinlenerek 2003 yılında başladı. 10 yıl içinde gelinen nokta ise (şu andaki haliyle beşinci tasarı), STK ve uzmanların görüşleri hiçe sayılarak, Birleşmiş Milletlerin de şart koştuğu katılımcılıktan uzak, son derece muğlak terimler içeren, radikal değişimlere ve geri dönüşü olmayacak zararlara yol açabilecek, siyasi, demokratik olmayan, bir rant ve talan kanun tasarısına dönüşmüş olması.

Kanun geçmeden, Türkiye’nin bugünkü durumu:

Türkiye’de bugün 1624 koruma alanı var (%76’sı doğal sit alanı); ve bu alanlar ülkenin yüzölçümünün %4’üne denk geliyor. Bu sayı %13 olan dünya ortalamasına göre çok düşük. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre (BM Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik ve Ramsar Sözleşmesi gibi), Türkiye bu %4’ü yeni korunan alanlar ilan ederek artırması gerekiyor. 2010’da toplanan Dünya Biyolojik Çeşitlilik Konferansı’nda bu %4’lük sayının 2020’de, karalarda %17, denizlerde %10’a çıkarılması öngörüldü.

Kanun tasarısı mevcut haliyle TBMM’den geçerse bizi neler bekliyor?

yazı başı

  • Doğal sit statüsü mevzuattan tamamen kaldırılacak.
  • Türkiye’nin en güçlü ve önemli doğa koruma kanunu ve hidroelektrik santrallerine (HES) de karşı en önemli dayanaklardan sayılan, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu yürürlükten kalkacak.
  • Bugüne kadar ilan edilmiş tüm koruma alanlarının statüsü yeniden değerlendirilecek: Tasarının 6. maddesi 1. bendinde “korunan alanların sınırlarının değiştirilebileceği, kısmen veya tamamen farklı statü kapsamına alınabileceği veya koruma kararlarının kaldırılabileceği” belirtilmiş.
  • Tasarının son halinde, 2011’de TBMM Çevre Komisyonu’nda kabul edilen üçüncü tasarıda yer alan Ulusal Tabiatı Koruma Kurulu, Mahalli Tabiatı Koruma Kurulları ve Tabiatı Koruma Bilim Heyeti tasarından çıkarılmış, ve yerine “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Danışma Kurulu” adında bir kurulun adı geçmekte (10. Madde). Yeni kurulun amacı, görevi, kapsamı, kimlerden oluşacağı ve ne şekilde işleyeceği belirtilmemiş.

Kanun tasarısı birçok suistimale açık, muğlak ifade ve düzenleme içeriyor.

Bir önceki noktada belirttiğim “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Danışma Kurulu” gerektiği kadar tanımlanmamış noktalardan ya da diğer bir ifadeyle kasıtlı belirsizliklerden sadece birisi.

  • En tartışmalı, en tehlikeli ve en suistimale açık olan kuşkusuz, tasarıda sıkça kullanılan ve alınacak kararların dayanağı olarak gösterilen “üstün kamu yararı” (8. Madde). İlk itiraz noktası teknik açıdan: halk sağlığı ve milli güvenlik gibi kritik konuların haricinde, üstün kamu yararının sadece bilimsel ve hukuki bir değerlendirme sonucunda belirlenebileceğinden, bir yasa metninde “üstün kamu yararı nitelemesi yapılması evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmıyor.
  • İkinci itiraz noktası “üstün kamu yararı” kriteri belirlenmiş bir ifade. Ne yazık ki, günümüzde kamu yararı ister istemez ekonomik yararlar ve kalkınmak üzerinden algılanıyor, biyoçeşitlilik veya doğayı korumak üzerinden değil. Buna, biz İstanbullular için, en somut ve ilk akla gelen örnek16. yüzyıldan beri koruma altındaki ve “İstanbul’un ciğeri” Belgrad Ormanı. Megakent, üçüncü köprü ve üçüncü havaalanı için “üstün kamu yararı”na dayanarak tamamıyla yok edilebilir. Bu projelerle zaten taşlar döşenmişti, şimdi de kılıf bekleniyor.
  • Üçüncü nokta: “üstün kamu yararı” olduğuna kim karar verecek? Belli ki mahkemeler değil. Üçüncü tasarıda yer alan bilimsel kurullar tasarının son halinden çıkarıldı. STK’lar pasifize edilmeye çalışılıyor ve katılım, izleme ve etkileme olanakları ortadan kaldırılıyor. Yöre halkına gelince de, tasarının 9. maddesindeki “Bilgilendirme ve Katılım” kısmında herhangi bir alanda gerçekleştirilecek koruma ve planlama çalışmaları hakkında yöre halkın yalnızca bilgilendireceği ifade ediliyor.

Karar verecek olan “Bakanlık” yani siyasi bir merci. Türkiye’nin doğası ve biyoçeşitliliğinin geleceği sadece politikacıların insafına, “Bakanlığın” inisiyatifi ve kararlarına bağlı olması demokrasiyle bağdaşmadığı gibi, hangi bakanlığın nerede yetkisi olduğu da ayrı bir muamma!

Hangi Bakanlık?

Tabiatı ve Biyoçeşitliği Koruma Kanun Tasarı Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlandı ve Mayıs 2012’de Meclis’e sevk edildi. Ancak bu kanun tasarısında adı geçen tek bakanlık Orman ve Su İşleri Bakanlığı değil, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da var: görev dağılımı, sorumluluk alanı, karar mekanizmaları da kaotik ve anlaşılabilir değil. Bu son tasarıya muhalif, Çevre Komisyonu üyesi, CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, 10 Şubat 2013 tarihli Birgün’deki yazısında bu kaosu “Orman Bakanı’na [Veysel Eroğlu’na] ne sorsak Çevre Bakanı’na [Erdoğan Bayraktar’a] paslıyor ama Çevre Bakanı’nda tık yok” olarak ifade ediyor, hatta “12 kez” diye saymış. Bu iki bakanlığın tasarıda yer alan görev ve yetki alanlarına dair muğlak ifadelerle okuyucu detaylara boğmak istemiyorum.

otelAncak iş bu iki “durumu pek de belli olmayan” bakanlıkla sınırlı değil. İşin içinde Turizm Bakanlığı da var! Tasarının 28. maddesinde “bu kanunun kapsamına giren alanlarda 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’na göre kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve turizm merkezi olarak ilan edilecek yerler için Bakanlığın uygun görüşü alınır” ifadesi yer almakta. Yani, turizmi teşvik bahanesiyle bugüne kadar korunan alanlar yapılaşmaya ve diğer kullanımlara açık olacak. Türk Mimarlar ve Mühendisler Odaları Birliği’nin (TBMMO) bildirisinde ifade ettiği üzere “…turizm faaliyeti “istisna” haline getirilerek kültür ve turizm bölgeleriyle çakışma durumunda turizm faaliyetine öncelik tanınmaktadır.” Özetle, rant için talan edilebilecek sadece doğa ve Türkiye’nin biyoçeşitliliği değil; kültürel mirasımız da tehlike altında. Farklı bakanlıkların farklı ağırlıklarını göz önüne alırsak, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın iyi niyetlerinden şüphe etmeyeceğimiz bir senaryoda bile, “üstün kamu yararı”na dayanarak maden açmak isteyen Enerji Bakanlığı veya otoyol geçirmek isteyecek Ulaştırma Bakanlığı karşısında bu yeni kanun tasarısı yeterince güçlü durabilmelerini sağlayabilecek mi?

Bu tasarı koruma altındaki alanların yerel idarelere ve özel kuruluşlara devrine izin vererek, koruma yetkisinden feragat ederek, bir kez daha hem rantın hem de onarılamayacak tahribatların yolunu açıyor. Tasarının 10. maddesinde yer alan “[…] korunan alanda ve koruma alanında işletme yetkisi, kısmen, talepte bulunmaları halinde il özel idarelerine, belediyelere, bu kanun amacına uygun faaliyetler yürüten vakıf ve derneklere ilgili bakan onayı ile devredilebilir.

AnayasaTasarı tarafı olduğumuz hem uluslararası anlaşmalara, hem de Anayasa’nın birçok maddesine aykırı. Meclis’te bekleyen bu kanun tasarısı tarafı olduğumuz uluslararası anlaşmalara aykırı olduğu gibi Avrupa Birliği mevzuatıyla da uyumlu değil ve AB Çevre Komisyonu tarafından çok ağır eleştiriliyor. Tasarının muhalifleri, bu tasarının ayrıca Anayasa’nın birçok maddesine aykırı olduğuna dikkat çekiyorlar. [63. maddesi (Tarih, Kültür, ve Tabiat Varlıklarının Korunması), 43. maddesi (Kıyılardan Yararlanma), 44. maddesi (Toprak Mülkiyeti), 56. madde (Sağlık, Çevre ve Konut), 169. maddesine (Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi)].

  • En önemli itirazlardan biri Anayasa’nın 63. maddesindeki “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” yaptırımına aykırı olduğu. Bu maddede düzenlenmiş olan kültürel ve tabiat varlıklarının korunması konusunda boşluk oluşacağı, iç içe geçen kültürel, tarihi ve doğal varlıkların talan edilmesine yol açacağına işaret ediyorlar.
  • İkinci önemle üstünde durulan nokta ise, Anayasa’nın 56. maddesinde yer alan“Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, Devletin ve vatandaşların ödevidir” ifadesine aykırı olduğu. Devlet hem oluşabilecek ağır çevresel tahribatın yolunu açtığı için hem de katılımcılığı önleyerek vatandaşın ödevini yapmasının yolunu tıkadığı için. Ayrıca bu maddede düzenlenmiş olan sağlıklı ve dengeli doğal bir çevrede yaşama hakkının ortadan kalkması ve ağır çevresel tahribatların oluşması da itiraz nedenleri arasında.


Bu aşamada ne yapabiliriz?

doğa için ses verBugün sayıları 108’e ulaşan, WWF, Greenpeace, Slowfood Türkiye ve Tema gibi çevreci STK’lardan oluşan Tabiat Kanunu İzleme Girişimi bu tasarının geri çekilmesi için canla başla mücadele etmekte. Basın bildirileri, yürüyüşler ve kamuyu bilgilendirme çalışmalarına ek olarak, “Doğa için Ses Ver” ve Change.org.tr üzerinden başlattıkları ve Nasuh Mahruki önderliğindeki imza kampanyasının destekçi sayısı 3 Mart gecesi itibarıyla 41,000’ne yaklaşmış durumda.

Tasarının meclis gündemine gelmesi için günler kalmışken yapabileceğimiz en önemli şeylerden biri bu imza kampanyasına katılmak olacaktır. İmzalayacağınız metin TBMM Bakanı Cemil Çiçek, Başbakan Erdoğan ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na yazılmıştır. İmza kampanyalarının ne kadar etkili ve önemli olduğunu Greenpeace Türkiye’nin kısa süre önce gerçekleştirdiği “İnsan Gıdası Amaçlı GDO İthalatı”na karşı başlattığı “Yemezler” kampanyasında tanık olduk. 325,000’den fazla imza toplayarak, TGDF’nin bu 29 ithalat başvurusunu geri çekmesini sağladılar. Dolayısıyla, imzanızın önemine ve değerine inanın! Ve mutlaka, koşuşturmaktan, Türkiye’nin karmakarışık ve yoğun gündeminden dolayı bu Kanun Tasarısı hakkında bilgi sahibi olmayanları bilgilendirin!

“Koruma” kelimesiyle göz boyadıkları bu tasarı Meclis’ten geçer ve kanunlaşırsa, şüphesiz Anayasa Mahkemesi’ne başvurulacak. Ama bu mahkeme sürecinde, rant amaçlı yapılacak talanın ve zararın, karar günün birinde mahkemeden dönse bile, telafisi olabilecek mi? Hiç sanmıyorum.

Kaynaklar:

Reklamlar
Bu yazı Tabiat Kanunu içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to TALANA BEŞ KALA: Tabiatı ve Biyoçeşitliliği “Koruma” Kanunu Tasarısı

  1. Geri bildirim: Tabiat Kanunu:Yoklamada Sınıfta Kalanlar | yeni

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s